Öldür, ihanet et, kazan!


Squid Game insanları bir beklentiye sokuyor mu? bu beklentileri karşılayabiliyor mu?

Hikâyesi, karakterleri ve felsefesi izleyiciye yeni bir şeyler sunabiliyor mu? Bu yazıda sürpriz bozan (spoiler) içerecek şekilde yapım hakkındaki bazı sorulara yanıtlar vereceğiz.


Güney Kore’nin Yükselişi

Güney Kore sineması kendine has bir tarza ve dünya çapında geniş kitlelere hitap ediyor olsa da “ana akım” olmaktan her zaman uzakta. Dong-hyuk Hwang’ın yönetmen ve senarist olarak karşımıza çıktığı Squid Game, 2021 sona ererken Netflix CEO’larından Ted Sarandos, yapımın “en popüler Netflix işi” olacağından bahsetti. Henüz yapım hakkında resmi izlenme rakamları açıklanmamış olsa da kanalın kendi içerisindeki Top 10 listesinin zirvesi yapım yayına girdiği haftadan beri Squid Game’e ayrılmış konumda.



Squid Game'in konusu

Dizinin konusu, ekonomik olarak ciddi zorluklar çeken (bakıma muhtaç annesi, bakmaya yükümlü olduğu bir kızı ve ailesi olan) bir grup Güney Koreli’nin katıldıkları yarışmada oynanacak 6 oyunun sonunda hayatta kalan son kişi olarak yaklaşık 342 milyon TL'lik para ödülünü kazanma çabalarıdır.

Diziye adını da veren Squid Game (Kalamar Oyunu) bir Güney Kore çocuk oyunu. Sertlik dozu çok yüksek olan bu oyun, yarışmanın konseptini de özetler nitelikte. Yarışmaya katılanlar her turda bir çocuk oyununun karanlık ve kanlı bir versiyonunu oynamak zorunda. Hayatta kalmaları için ellerini kana bulamalı, zekâlarını konuşturmalı, dostlarına ihanet etmeliler.


Toplamda 456 yarışmacının katıldığı etkinlikte 6 turun nihayetinde sona kalan kişi, büyük para ödülünün ve kirli bir vicdanın sahibi olacak.


Squid Game, karakterleri ve onların hikayeleri ile izleyiciyi kendisine bağlıyor


Gi-Hun’ın başarısız baba olma süreçleri ve borç içinde hayata tutunmaya çabaladığı günleri


aktararak başlıyor. Annesinin hastalığı, kimselerden alamadığı borçlar, peşindeki belalı tipler, kızı karşısında tekrar ve tekrar düştüğü acınası hâller Gi-Hun’ı bu yarışmaya katılma


ya zorluyor adeta. Elbette yarışmanın daveti masumane yapılıyor. Gi-Hun da bu tuzağa düşen kişilerden birisi.

İçeride, başarılı üniversite hayatı ile annelerinin gurur kaynağı olan Seong Gi-hun ile karşılaşan karakterimiz, abisinin de hayatın zorlukları altında ezilişi sonrasında yar

ışmaya katılmak zorunda kalışına şahitlik ediyor.

Squid Game’e katılanlardan birisi de Gi-Hun’ın at yarışından kazandığı parayı ufak bir el çabukluğu ile çalmayı başaran Kang Sae-byeok. Her yarışmada rollerin biraz daha netleştiği yapımda derdi ve sırrı olmayan neredeyse kimse yok.

İlk turun sonunda yarışmanın “gerçek” yüzünün ortaya çıkması ve katılımcıların yarısının kurşuna dizilmesiyle hikâye hız kazanıyor. Artık Gi-Hun’ın hayatta kalmak için gündelik hayatta olamadığı bir kişiye bürünmesi ve yer yer kendinden de ödün vermesi gerekecek.


Havada kalan hikayeler

Squid Game yan hikâye kurma çabasıyla bir anlığına takdir topluyor. Kardeşini arayan bir polisin organizasyonun içine sızmasıyla maceranın “öteki yüzü” de yavaş yavaş işlenmeye başlıyor. Karakter, yalnızca “gizlilik” özelliğini kullanarak her tarafı kameralar ve eli silahlı, eğitimli ekipler tarafından takip edilen organizasyonun içine sızıyor. Son bölüme kadar kimliğini ifşa etmemeyi başarıyor.

Bu sırada, organizasyonun alt kademesindeki çalışanların yarışmada öldürülen katılımcıların bedenlerinden parçalar kesip dalgıçlar aracılığıyla organ mafyalarına satılışına şahitlik ediyoruz. Fakat bu hikâye polisin işi bozmasıyla yarım kalıyor ve sonrasında herhangi bir sonuca bağlanmıyor. Dolayısıyla yalnızca organizasyona sızan polisi oyalayacak bazı bölümler için yerleştirilmişler izlenimi uyandırıyor. Polis de öykü boyunca aradığı kişiyi, “Durun siz kardeşsiniz,” klişeliğinde bir finalle buluyor ve sahneden ayrılıyor. Böylece diziyi derinleştirmesi gereken yan hikâye departmanı da tatmin edici bir sondan mahrum bir şekilde noktalanıyor. Polis sahnelerinden hiçbirisi ve dalgıçların organ mafyası macerası ana dizinin öyküsüne katkı sağlamıyor.


Mantığınızı fazla zorlamayın

Squid Game her sahnesi analiz edilecek, derin anlamları ile izleyicinin entelektüel görüşüne katkı sunmayı hedefleyen bir yapım değil. Onun amacı “güzel zaman geçirtmek”. Bunu da “merak ettirme” kozunu oynayarak neredeyse sonuna kadar götürmeyi başarıyor.

Her bölüm akıl sınırlarını zorlayan en az bir meseleye yer veriliyor. Örneğin cam ustasının elindeki bir misketle önündeki iki camı test etmesi gerektiği an. Üzerinde durduğu cam, kırılmayacak olan camlardan. Yani misketin sesini en güvenli test edebileceği alan. Ancak kendisi misketi önündeki cama fırlatıyor ve ardından, “şimdi de diğerini denemeliyim,” diyerek bir misket daha istiyor. Oysa bölüm boyunca bu basit akıl yürütmeden çok daha fazlasını yapmıştı.


Bu örnek bir sahne içerisindendi. Biraz da “genele” çıkalım. Mantık hatasından ziyade tutarsız bir bölüme gidelim. Yarışmayı kazanan Gi-Hun, büyük özveriyle verdiği sözü yerine getirmek için bir yıl bekliyor. Oysa kanlı elleri arasında ölen Kang Sae-byeok’a ailesine sahip çıkacağını söylemişti. Elbette yaşadığı kayıplardan sonra fikrini değiştirebilir. Ancak hiçbir ikna edici çözüm ortaya konmadığında ortaya kapanmamış bir mesele çıkıyor. Üstelik geçen o bir yıllık sürede, karakterin peşine düşen organ mafyasının neden kendisiyle hesaplaşmadığı sorusu da yanıtsız kalıyor.

Akla yatmayan bir başka konu da yarışma içerisinde birbirleriyle yakınlaşan karakterlerin, ödülü “birlikte” alarak cehennemden “beraber” kurtulabileceklerine olan sarsılmaz inancı. Sona üç kişi kalmışken bile aynı inanç korunuyor. Oysa oyunların formatı çoğu zaman “rakibi öldürmek” ya da “ölmelerine izin vermek” üzerine kurulu. Karakterler finale kadar gelmişken hâlâ aynı umudu nasıl koruyor sorusu da ikna edici bir cevap almadan havada asılı kalanlar arasında.


Nasıl bitsee nasıl bitse

Gi-Hun, kardeşinin ölümüyle yarışmayı kazanan olarak final bölümünün ilk çeyreğinde yarışmadan ayrılıyor. Bölümün kalan 30 dakikası ise senaristlerin telaş içerisinde öyküyü noktalama ya da olası 2. sezon için bir virgül koyma çabasına şahitlik ediyoruz. Annesinin öldüğünü öğrenen karakter bir yıl boyunca kendisini kapatıp berduşvari bir yaşantıya başlıyor. Bankadaki 45.6 milyar Güney Kore Wonu’na dokunmuyor.

Yüzleşme sahnesi geldiğindeyse klasik “ters köşe” çabasının nasıl bir komediye dönüştüğüne şahitlik ediyoruz. Yeong-su Oh tarafından canlandırılan, yarışmanın en yaşlı kişisi olan Oh Il-nam’ın organizasyonu düzenleyen kişi olduğunu görüyoruz.



Zenginlerin, yalnızca eğlence için insan hayatını düşürdüğü durum “at yarışı” benzetmesi üzerinden ucuz bir şekilde eleştiriliyor. Gi-Hun ise insana olan inancını korumaya çalışıyor. Ultra zengin insanların eğlence anlayışı, bankalar, para kazanmanın zorluğu/kolaylığı… Ortada söylenen hiçbir özgün söz yok. Neyse ki bu twist karakterin gözünü açıyor da verdiği sözü tutuyor. Onu yarışmaya katılmak zorunda hissettiren öz kızını hatırlıyor. Peşinden yola düşeceği sırada ise senaristlerin “ya tutarsa” çengeli suratımıza çarpıyor.

Gi-Hun metroda kendisini oyuna davet eden adamı görüyor. Oyunun devam ettiğini anlıyor ve organizasyonu çökertmek için harekete geçiyor. Kızına verdiği sözü bir kez daha tutamamış olarak yeni sezona göz kırpıyor.


Göz atmanız gereken benzer filmler.

  • Alice in Borderland

  • Battle Royale

  • As the Gods Will

  • Escape Room

  • Cube

  • %3

  • Circle

  • The Hunger Games





 

Lokomotif Tasarım Dijital Reklam Ajansı

#dijitalreklamajansi #sosyalmedyayonetimi #dijitaldunya #webtasarim #kurumsalkimlik #reklamajansi #linkedin #instagram #istanbul #e-ticaret